Ali Bahadır Bahar yazdı: O Kadar Castmayın!

1998 yılında abim Barış Bahar sayesinde amatör tiyatro hayatıma başladığım günden beri tiyatro benim için vazgeçilmez bir hal almıştı. Sahne tozunu gerçekten yutmak değil lıkır lıkır içmeye acayip hevesliydim.

Hazırlayan: Ali Bahadır Bahar

Daha 18 yaşındaydım. Tiyatro sanatını herkesin yapabileceği bir şey olmadığını sabır işi olduğunu, iyi bir eğitim alarak daha daha üstüne bir şeyler ekleyerek, biçerek, paylaşarak olabileceğini anlamıştım. İyi bir insan olmaya adaydım.

Tiyatro bana birçok şey katarken bir eksiklik olduğunu hissetmiş olmalıyım ki tiyatro grubumuzdaki arkadaşım beni bir ajansa yazdırmıştı. Adını zorlasam belki hatırlarım ama belki. Ajans için ayrı bir para, fotoğraf çekimi için ayrı bir para vermiştim. Bu gerekliydi çünkü arkadaşım ünlü olabilmek ya da TV’de görünebilmek için birilerini “görmen” gerektiğini söylemişti. Ajans bunun için neden para aldığını kertememiştim. Orası figüran ajansıydı. Bunun için o küçücük fotoğraf makinesinin arkasındaki adama kendi ellerimle para vermiştim ve kendi paramla o hiç tanımadığım adama figürler yapmaya çalıştım.
Ajans işinde demek ki bok gibi para vardı; şimdilerde de tabi ki ajans işinde bok gibi para var ama bir farkla artık fotoğraf çekimleri ve ajansa kayıt için para vermiyorsun.

İlk deneyimim 7 numara dizisi olmuştu. Cep telefonum yoktu. O zaman var mıydı yok muydu hatırlamıyorum. İki artı bir, bahçeli gecekonduda kalıyorduk. 6 yıl olmuştu bu sokağa geleli. Çıkmaz bir sokaktı. Bütün çıkmaz sokaklar gibi samimiydi. Ev telefonu uzun uzun çaldı. Annem bakmıştı telefona kısa bir konuşmadan sonra kadın da bilmediği için benim gibi “Ali ajansın aradı yarın repliğin varmış. Sabah 6’da Mecidiyeköy’de olmalıymışsın” replik neydi? Bıyıklarım gerçekten yeni terlemişti. Yıldız İTÜ kantininde çekilmişti oynadığım dizinin bölümü. Çok keyifliydi. Youtube’ta da var. “diyalog/replik” kelimesi ilk kez girmişti hayatıma/hayatımıza. Tabi kazın ayağı öyle değilmiş anlaşılmış oldu. Diyalog dedikleri şeyi anlamadığım için şimdiki paraya uyarlarsak 20 TL falan almıştım ama 2 ay sonra verdiler parayı. Figüran üzerinden epey nemalanan ajansların topuna kibrit suyu. İşini layığı ile yapan çok değerli ajans sahiplerini tanıyorum gerçekten iş biter bitmez ücretini hemen veriyorlar. Kısacası insana değer veriyorlar.

O zamanlar 2 ajansa kayıtlıydım. (20*2=40TL) çok para! Daha 18 yaşındayım, hiçbir şeyi bilmeyen birisi için büyük para. Hepsini toplasan hepsi aynı bokun rengiydi. İçlerinden biri beni bir diziye yönlendirmişti. Cesur Kuşku, acayip keyifliydi TRT’de yayınlanmıştı. Haluk Bilginer, Zafer Algöz gibi tiyatro duayenleri vardı karşımda ve ben işte o zaman gerçekten figüran olduğumu anlamıştım. Beykoz’da çekiliyordu dizi, 4 bölümden sonra kaldırıldı ya da 5 hatırlamıyorum. Mal gibiydim. Sette figüranlar kendi aralarında şöyle konuşuyordu.

-Diyaloğun var mı?
-Yok, abi yine aç kaldık.
-Diyaloğun olsa 50 TL alırsın. Kısmet.
-Biliyorum abi.

Bende onlara kulak misafiri olunca cahil tarafım sormuş bulundu.

-Ben diyaloglu olmak istiyorum.
Sessizlik
Sessizlik

“Tanıdığın varsa her türlü diyalogun olur” dedi sırasını bekleyen yaşlı kurt.

– Replik ne peki?
– İkisi de aynı şey. Mesela bize bazen FGR diyorlar.

“FGR ne ulen” sormaya da çekiniyorum. Paydos oldu. Servis geldi. Eve geldim. Anneme “FGR oldum ben” dedim. Annem yavrum o da bir şey bilmediği için “İyi bir şey mi?” dedi. “İyi bir şey anne yoksa sabahın köründen gece yarısına kadar bekletmezlerdi” dedim. FGR ne olum? Servis şoförü ile kararlaştırmıştık sabahın 7’de Mecidiyeköy’de buluşacaktık. Şimdilerde bu rezervasyonlu buluşmalar kapanan Levent Namlı Rest. önünde oluyor. Bindik servise hava buz! Gittik mekâna 3 saat bekledik birisini bekliyorduk ama kim olduğunu hatırlamıyorum gelsin de çekelim diye o gün o yaşta anlamıştım FGR sabırla bekleyen kişiye deniliyordu. Tiyatro gibi değildi. Takım çalışması yoktu. Kimse burnundan kıl aldırmıyordu. Her şey hazırdı başladık. Çekim akşama kadar sürdü.

FGR olarak başladığım sektöre FGR olarak devam ediyordum. Diyaloglu diye bir gün önceden evi arayan kişi yarın saat 8’de Taksim AKM önünde olmam gerektiğini söyledi. Kampüsistan dizisi çekiliyordu o zamanlar Kemancı Bar’ın içinde. Bu sefer herkes tam zamanında gelmişti. Başladık çekime yönetmen yardımcısı sanki müzik varmış gibi dans edin diyordu elindeki megafonla. Akılsızlık işte kamerada görüneceğim diye kameraya baktım bir kaç kez.

– Esmer çocuk kameraya baktı
.
Ulen ben o kameraya bakmak için para vermiştim fotoğraf makinesinin arkasında benim fotoğraflarımı çeken kişiye. Sırf bunun için bile keyfine bakabilirdim. Ben bunları hem dans ederken hem de sanki müzik varmış gibi hayal ederken.

– Esmer çocuk kameraya baktı.

Bu işler bana göre değilmiş dedim.

Zaman zamanı kovaladı. Araya bir sürü işler girdi. Özel sektörde çalıştım fakat tiyatrodan hiç bir zaman uzaklaşmadım. Çünkü tiyatro apayrı bir dünyaydı. Mesleği farklı olan ne varsa kendi mesleğim olarak benimsediğim tiyatro dışında ne varsa yaptım. Özel sektörün içinde bile tiyatro yaptım. Tiyatro kulüpleri kurdum ya da mesaim biter bitmez koşa koşa atölyelerde eğitim almaya gittim..

Komşumuzun kızı falcı Ayfer bir ajansta çalışıyordu. Deli doluydu o aklıma tekrar soktu bu dizi ya da reklam işini. Ee tabi zaman zamanı kovalamıştı. Askerlik bitmişti dedim tamam sen beni yönlendir gideyim. Çok sık deneme çekimlerine gidiyordum, hep kasıyordum verdikleri kâğıdı bir türlü ezberleyemiyordum. Kamera karşısında hep heyecanlanıyordum. Hâlbuki çok kolaydı cansız bir şey seni çekiyordu ve ben her seferinde kameranın arkasında bulunan kişi “hazır mısın? Dediğinde “evet!” diyordum ama ya titreyen dizlerim…

“Ali Bahadır Bahar 24 yaşındayım. Baştan alabilir miyiz? Biraz heyecanlıyım da…”

Biraz mı? Biraz hafif kalırdı. Baştan alındı üç prova beş altı tekrar yedi de olabilir. Olmuyor olmuyor olmuyordu. Kendimi tanıtma kısmını yapsam, reklam için bana verilen yazıyı, o küçücük yazıyı ezberleyemiyordum. Birçok deneme çekimine gittim. Deneyim kazanmıştım ve aynı zamanda tiyatro da devam ediyordu. Sonra kafama dank etti. Sahnedeki öz güvenimle kamera karşına çıkacaktım. Bunu çok çok geç öğrenmiştim. İyi de oldu hani. “Her işte bir hayır vardır” der annem. Rahmetli anneannem ise “bir işte heyecan yoksa o işten hayır gelmez” derdi.

Yıllar yılları kovaladı. İlk profesyonel deneyimimi yaşarken bile heyecanlanmıştım. Cep telefonum çaldı.

– Ali bey merhaba ben yapımdan arıyorum kostüm sorumlusu. Beden ölçülerinizi alacaktım.
– Gömlek L, pantolon 30-32, ayakkabı 42.

Beklediğim telefon gelmemişti hala gece 10’a 10 vardı. Telefonumun zil sesini duydum.

– Merhaba iyi akşamlar Ali Bey. Yapımdan arıyorum. Sabah 9’da Mecidiyeköy’de olur musunuz?
– elbette. İyi akşamlar.

Figüran bekleyen kişi,
FGR, figüranın üstünde olan,
replik/diyalog gecekondunun duvarlarına sıkışan cümlelerin toplamı.
Mecidiyeköy, karga bokunu yemeden gidilen yer.

– Esmer çocuk kameraya baktı.

 

7. SAYI

HOMOJENOku

İndir






Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*