Hocam ahlakım geldi tuvalete gidebilir miyim?

Çağımız gereği artık kitap karıştırmak, sayfalar arasında kaybolmak gibi eskiye dair olmazsa olmaz araştırma alışkanlıklarımız neredeyse kalmadı. Bir şey aklımıza takıldığında ya da bir şeyi internetten “araştırmak” istediğimizde her şey artık parmaklarımızın ucunda ve saniyeler kadar ötemizde. Buradan hareketle eğer ki biricik malum arama motorumuza “ahlak nedir” yazıp aratırsak karşınıza ilk olarak iki adet tanım çıkmakta.

Hazırlayan: hepberabear

Bunlar;

1. İnsanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü.
2. Kişide huy olarak bilinen nitelik; iyi ve güzel olan nitelikler.

Gelin bu iki tanımı ayrı ayrı inceleyelim. Birinci tanıma baktığımızda benim gözüme öncelikli olarak ilk takılan “ya da” oldu. Neden derseniz genelde günlük hayat kullanımımızda “ya da” özetle şu işe yaramakta; “eş değer olan iki şeyden birini bir diğerine tercih etme”. Yanılmıyorsam eğer birinci tanımdan şöyle bir anlam çıkıyor; insanın doğuştan getirdiği değerler (ilkel varlığımız) ile sonrasında üzerine katmış olduğu (deneyimleyerek öğrenme yetisi) aynı şeydir. Konuya daha iyimser yaklaşırsak eğer “ilkel varlığımız ve deneyimleyerek öğrenme yetimiz” iş birliğinde “ahlak” dediğimiz şeyi yaratıyoruz da diyebiliriz! Olaya her ne şekilde bakarsak bakarım birinci tanımdan yola çıktığımızda günün sonunda vardığımız yargı şu; “ahlak” bir insan yapımıdır!

İkinci tanım da aslında çok masummuş gibi gözükse de hemen hemen birinci tanımlama ile aynı yere çıkıyor. Kişinin “huy” olarak tanımlandırdığı niteliklerini “ilkel yetileri” olarak değerlendirirsek, sonradan “deneyimleyerek öğrendiği” ve bunlara “iyi ve güzel” gibi gayet de öznel sayılabilecek yorumlar getirdiği durumlara bizler “ahlak”, buna sahip olan kişilere de “ahlaklı bireyler” diyormuşuz. İkinci tanıma da birinci tanıma getiriyor olduğumuz tüm eleştirileri getirebiliriz ve üstüne dahası şu soruyu da sorabiliriz; “iyi ve güzel huy” kime göre, neye göre “iyi ve güzel huy?” Öznel yorumlar işin içine girdiği zaman bu “ahlak” dediğimiz hadisenin aslında ne kadar bireysel ve değişken olabildiğini apaçık görebiliyoruz. Eeee konu madem bu kadar kişisel yahu o zaman ne menem şeydir bu toplumsal ahlak ve ahlak bekçiliği?

“Toplumsal ahlak” kelimesi genel olarak “törebilim”, törelerini bilen, olarak dilimize çevrilmiştir. Ahlak aslen Arapça bir kelime olan “hulk” sözcüğünün çoğuludur. Her dilde de yukarıda bahsettiğimiz anlamları karşılamaktadır. Bir olguyu açıklarken kullandığımız dil aslında o olayı nasıl algılıyor olduğumuzla alakalı da karşıya bir fikir vermektedir. Bu noktada “OHALDE” gelin dinleri ele alalım. Türkiye toplumu gibi muhafazakâr toplumlarda çoğu zaman “ahlak” terimi “dini” kurallar ve gereklilikler ile açıklanmaya çalışılır. Toplumu düzenleyici “iyi ve güzel” huyların çoğu din ile bütünleştirilir. Aslında buna çok da şaşırmamak gerekir. Dinin de, toplumsal ahlak anlayışının da kesişiyor olduğu büyük bir payda vardır ki o da; “kişi dini kuralları ya da ahlaki kuralları ihlal ederse sonunda cezalandırılırmalıdır” düşüncesidir. Buradan hareketle “ahlaklı olmak” bir yerde “toplumdaki çoğunluğun onayına uygun davranmak” ve “cezadan kaçınmak” olarak algılanabilir mi?

Bu sorumuz bizi Lawrence Kohlberg’in “Ahlak Gelişimi” kuramına götürmektedir. Özetle Kohlberg’e göre birey toplum içerisinde büyür ve yoğrulur. Bu yoğrulma sırasında da toplumun “iyi” ve “kötü” olarak belirlediği kurallar bütününü öğrenir ve ona göre davranır. Kohlberg bu evreleri bireyin bilişsel gelişimini de gözeterek üç ana evreye ayırmıştır;

1. Gelenek Öncesi Düzey: Yalnızca bireyin bireysel çıkarlarının göz önünde tutulduğu düzey.
2. Geleneksel Düzey: Geleneksel kavramlar ve topluma ait kuralların önemli olduğu düzey.
3. Gelenek Ötesi Düzey: Bireysel ve geleneksel düzeylerin ötesinde bireyin otoriteyi sorguladığı düzey.

Buradan hareketle görülüyor ki birinci ve ikinci öncülde belirtilen “ahlaki” düzey yine bireyin “ilkel genetik miraslarını” ve “toplumsal öğretileri” kapsarken son düzeyde kişi bunları içselleştirip, özgül iradesi ile yorumlayıp, bu yorumlardan evrensel çıkarımlar yapmaktadır. Bu noktada “evrensel ahlak” kavramı ortaya çıkmakta, konumuz bireysellikten uzak daha bir özgür ve nesnel yargıya varmaktadır. Evrensel ahlak ilkeleri, “bireylerin, diğer bireylerin yaşam hakkını tehdit etmediği” tüm değerlerin kabul edilebilir sayılabileceği bir adımdır da kanımca.

Evrensel düzey çoğunluğun onayını almak ya da bireysel bir vicdan mastürbasyonu yapmaktan öte “ötekinin” yüzüne inen tokatın acısını kendi yanağında hissetmek olarak da tanımlanabilir aslında. Evrensel düzey, “insana özgü” değerleri, doğal yaşam hakkı, ifade, vicdan hürriyeti gibi birincil gereksinimleri göz önünde tutarak bir muhakeme yapma yetisi kazanmayı en temel amaç olarak benimsemiştir. Evrensel düzeyde bakabilen kişi, birilerinin onayını almak, birileri tarafından “daha ahlaklı” olmak gibi kaygıların yanı sıra bireysel olarak gereksinimlerinin farkında olup bir diğerinin gereksinimlerini de aynı hassasiyetle değerlendirmeyi ve gözetmeyi amaçlar.

Buradan hareketle “toplumsal ahlak” olarak kanıksanmış kavram, aslında dinlerden, örf ve adetlerden, inanış ve yaşayış biçimlerinden çok çok başka bir boyutta öznel yargıların çok ötesinde nesnel bir yargı olup, sosyal yaşamı herkes için en “ideal” ve “özgür” düzeye getirmeyi amaçlayan kurallar bütünü olarak yeniden tanımlanabilir.

Bunun yanında bizim toplumumuzda o uğruna öldüğümüz ve öldürdüğümüz “genel ahlak” kavramı da revize edilmelidir tabii. Kendimiz için düşündüğümüz her verimli detayı, dinler, bireysel inançlar, gelenekler, görenekler çerçevesinden çıkarak temel insani düzeyde başkaları için de isteyebildiğimiz an aslında ahlaklı bir kimse olabiliyoruz. Öz değerlendirmemizi yaptığımız gibi bir diğerini de aynı hassasiyette değerlendirip, eleştirirken aynı hassasiyeti gösterdiğimizde aslında “ahlak bekçiliğine” hiç ama hiç gerek duymuyoruz! Aslında işte o safhada bir şeyler değişiyor, o safhada kimsenin canına, malına, beden bütünlüğüne, inançlarına, ifade özgürlüğüne, yaşam tarzına bir tehdit oluşturmuyoruz! Aynı şekilde de bu tarz tehditlerin mağduru olmuyoruz! Belki de tam da o zaman yeşeriyor umut için bir tomurcuk, belki de tam o zaman açıyor bir çiçek! Belki de o anda minisiyle gecenin üçünde rahatça geziyor kadınlar, belki de tam o noktada yakılıp öldürülmüyor translar, belki de o anda okullarında rahat rahat derslerine giriyor tüm lgbti+ çocuklar ve inanın tam da o anda ağlamıyorlar okul sıralarında “hocam ahlakım geldi tuvalete gidebilir miyim?” diye!

Umut etmeden, inanmadan, çabalamadan olmuyor! Başka bir dünya mümkün! Gelin elbirliği ile şu hastalıklı, temelinden sarsık, içini tam anlamıyla dolduramadığımız “genel ahlak” belasından kurtulalım! Hep beraber daha güzel yarınların mümkün olduğuna inanalım! SENİN İÇİN! BENİM İÇİN! BİZİM İÇİN!

8. SAYI

HOMOJENOku

İndir






Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*