Röportaj: Leman Sam

“İnsanlık Yoğun Bakımda”

Hazırlayan: Tunca Tutkun

Müzik dünyasının en nev-i şahsına münhasır sanatçılarındandır Leman Sam, Onun ilk albümü Livaneli Şarkıları’nı gördüğümde yaşım yediydi. Bir aile dostunun evinde tüm ömrümde elimde tuttuğum ilk CD onunkiydi. Onu TV ekranlarından ilk gördüğüm zaman ise 1992 yılında “Sev Dünyayı” projesi için gerçekleştirilen gecede seslendirdiği “Gönül” parçasıyla oldu. Alamet-i Farikası olan kızıl uzun saçlarının uçlarına dalga yaptırmıştı. Her neyse bu konumuz dışı tabi ki, ama Leman Sam söz konusu olduğunda anılarım da bir bir gözümün önünden geçip gidiyor. Sonrasında Leman Sam benim için hep özel sanatçılardan oldu. 90’larda Çağrı, Ayak Sesleri, Eski Fotoğraflar, İlla albümlerini yaptıktan sonra uzun bir ara verdi ve 2012 yılında son albümü Nereye Kadar’ı çıkardı. Gönül işlerini anlattığı şarkılarda da, toplumsal konulara değindiği şarkılarda da ve dahi özellikle yine Leman Sam imzası attığı Azerice eserlerde de hep kendi tarzını ve özgünlüğünü korudu. Kimse onun gibi olamadı, o Leman Sam adını bugüne kadar kimseye yaslanmadan, kimseye benzemeden ve her daim özgün olarak bugünlere getirdi. Yıllarca toplumsal konularda sanatçı muhalifliğini en güzel şekilde yerine getirdi, duyarlılığını her fırsatta dile getirdi, tüm canlıları sevdi, haklarını korudu, özellikle hayvanlar söz konusu olduğunda var gücüyle haklarını savundu. Sosyal medyada lince uğrama pahasına bildiği doğrular etrafında gitmekten çekinmedi. Konserleri iptal edildi, işleri kesilmeye çalışıldı ama Leman Sam bu, her güçlükten sıyrılmasını bildi, gene sağlam, gene dimdik ve gene çok güzel. Ve tabii bu ülkede Leman Sam gibi duyarlı bir sanatçı olmasının yanı sıra yaşadığı çevreye duyarsız kalamayan bireyleri destekleyen iyi insanlar hala var. Ben de tüm merak ettiklerimi sormak üzere Leman Sam ile bir araya geldim. Bu bir röportajdan çok sıcak bir kahve eşliğinde bir dost sohbeti gibi oldu. Albümlerinden, Zülfü Livaneli’nin albümünde yer almamasına, uğradığı linçten, hayvan haklarına kadar her şeyden konuştuk. Ben sordum, Leman Sam tüm içtenliğiyle yanıtladı. Yıllarca hayranlıkla albümlerini dinlediğim, tanışma fırsatları kolladığım bir sanatçıyla tanışmış olmak ve dahası hep hayalimdeki gibi sıcak, muhabbetperver ve dostane olması ise benim şanslarımdan oldu. Soruları sorması bendendi, şimdi fonda bir Leman Sam şarkısı eşliğinde kahvenizi alıp bu keyifli söyleşiyi okuması da sizden.

 

İlk albümünüz 1989 tarihli Livaneli Şarkıları’ndan bu yana hep az ama nitelikli albümler çıkardınız, duygusal konuların yanı sıra, toplumsal olaylara ve türkülere de yer verdiniz, bu açıdan Türk müziği için çok değerli ve nevi şahsına münhasır 6 albümüne imza attınız. Ama özellikle 1998 “İlla” ile 2012 “Nereye Kadar” arasında çok uzun bir süre var, nedeni neydi bu aranın? Neler yaptınız o arada?

-Albüm yapmak konusunda verdiğim araların dinleyici veya değişen müzik stili ile kesinlikle bir ilgisi yok. Motivasyonumun yerle bir olmasının tek sebebi çalıştığım yapım şirketleridir. Rahmetli Kayahan bunlarla nasıl başa çıkılacağını teknik olarak bana anlatırdı ancak bilmek başka hayata geçirmek başka. Ben sadece şarkı söylemeyi bilirim, ticari donanımım sıfırdır. Kalan Müzik, sevgili Hasan Saltık ile çalışıncaya kadar hep hayal kırıklıkları yaşadım. İlk albüm Göksoy’dan çıktı. Kendi korsanını kendi yaptı, albümlerin harika satış yaptığı dönemde ne para kazandım, ne gerektiği kadar titiz ekiplerle çalışabildim. Eskinin hep ağlayan küçük düşünen insanları işte, müzik böyle bir şey değildir. Sonra Raks Müzik bilenler bilir, bu yozlaşma o günlerde başladı özel ilişkiler, ayak oyunları, haksız rekabet vs. Eski Fotoğraflar o şirketten çıktı, çoğu kimse bilmez, sonra battılar zaten.  Ada Müzik’ten gördüğüm muamele ise kitap olur. Hani devrimci, bünyesinde daha alternatif müzik yapanların olduğu bir firma… Göksoy, şirketi tasfiye ederken, Kalan  almak istediğinde Ada ortaklarından biri (Levent, soyadını bilmem) meğer kuzenim imiş, ben kuzeniyim biz çalışacağız onunla diyerek olayın seyrini değiştirmiş. Firmadan bir evrakla geldiler, ben güvensizliği yakıştıramadığım için büyük bir hata yaparak imzaladım, meğer bütün haklarımı onlara devretmişim. O gün bugün ne satış raporu ne bir ödeme ne de bir özür geldi. Hep sustum ancak herkese böyle konularda avukatsız bir şey imzalamamalarını öneririm, kuzeni bile olsa…

 

Geriye dönüp müzik kariyerinize, albümlerinize baktığınızda şunları iyi ki yaptım, şunları keşke yapmasaydım, şu şarkıyı keşke ben söyleseydim ya da şu şarkıyı keşke albüme almasaydım dediğiniz kırılma noktaları var mı?

-Albümlerimde şarkı seçimlerini kendim yaparım, pişman olduğum olmadı, hiçbir şarkıyı da ben söyleseydim duygusuna kapılmadım.

 

Siz kendi şarkılarınızı yazmaktan ziyade yorumlamayı tercih ediyorsunuz, gerçi nadir de olsa kendi yazdığınız şarkılar da var. Şarkı yazma konusuna eğilmeyi düşünmediniz mi?

-Şarkı yazmak gerçekten çok değerlidir. Benim korkularım var, çünkü kulağım hırsız, başka bir ezgiyi çalmış olma endişesi, yazdığım birçok şarkıyı çöpe atmama neden oldu.

 

Yanılmıyorsam 18 farklı dilde şarkılar söylediniz. Yabancı dillerde söylediğiniz şarkılardan oluşan bir albüm yapmayı düşündünüz mü? Ya da şu sıralar cover albümler çok revaçta sizin de böyle sevdiğiniz şarkıları yorumlayacağınız bir albüm ya da düet düşünceniz var mı?

-Çok dilde şarkı söylediğim zamanlar gerilerde kaldı. O gün çok önemli idi. Şimdi ise Türkçe söylemekten çok zevk alıyorum.

 

İnsan hakları, hayvan hakları ve çevre konusunda oldukça duyarlı, aktivist bir duruşunuz var. Şuan beraber çalıştığınız bir dernek veya STK var mı?

-Hiçbir STK ve derneğe inancım kalmadı. Bu yüzden o çalışmalarım da geride kaldı. Ne yapacaksam bireysel olmasını yeğliyorum.

 

Vizontele Tuuba filmi çekilmeden önce senaryodan haberiniz olmuş muydu? Nasıl karşıladınız? Asıl hikâyeyi çok merak ediyoruz?

-Hayır, haberim yoktu zaten tümü de benim öyküm değil, özünde var ancak Yılmaz onu öyle güzel kurgulamış ki kült iki film oldu. Hala izlerken heyecanlanırım.

 

Son dönemde kapatılan gazeteler, dergiler, dernekler, tutuklanan akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, politikacılar var. Ülkemizdeki Ohal’i, tutuklamaları ve bu kapatma kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Geri kalmış ülkelerde, demokrasi, OHAL, sıkıyönetim, politika ve sosyal hareketler, farklı algılanıyor. Halkın da bu konulardaki donanımı Yurttaşlık Bilgisi kitabı kadar olmamalı ki bizlerde o bile yok. Doğal olarak düşe kalka öğreniyoruz birçok şeyi.

 

Son yıllarda kadın cinayetleri, taciz, tecavüz vakaları artış gösteriyor. Veya daha çok haberlere yansır oldu. Fikirlerinizi merak ediyoruz, bu durumu neye bağlıyorsunuz?

-Tüm dinler Dünya’da iki cins olduğunu söyler. Bu konuda dinlerin çok etkisi vardır. Bu baskılar sadece ülkemizde değil, bazı ülkeler hariç çoğunluğunda onaylanmıyor. Aslında eşcinsellik baskıcı ülkelerde gizli yaşanıyor, aslında LGBTİ olamamış çok sayıda eşcinsel olduğunu sanıyorum. Bu bir özgürlük meselesidir. Her bireyin bedeninin tasarrufu kendisine ait olmalıdır. Çifte standart da başka bir sorundur. Bu ülkede zengin ve ünlü eşcinsellere hayran olunur, halktan olanlara ya dayak atılır veya öldürülür.

 

Eksiden günümüze toplumsal dayanışma ve destek konserleri veriyorsunuz. Önümüzdeki dönemde yine benzer dayanışma ve destek konserleriniz olacak mı?

-Hayır, meslek hayatım boyunca çok hayır konseri verdim, o zamanlar karşılığı vardı bugün yok.

 

Yıllardır sahne alan biri olarak, muhalif bir duruşunuz var. Yazdığınız bir tivit yüzünden linçe de maruz kaldınız, bu süreçte neler yaptınız? Konserleriniz iptal edildiğinizde ülkeye ya da kendinize dair hissettiğiniz neydi? Umutsuzluk mu ya da elbet bu devran da dönecek umudu mu vardı?

-Sosyal medya linçleri konserlerimin iptaline neden oldu doğru ancak ben düşündüğünü söyleyen biriyim, bedelini de ödedim. Muhalif olmama gelince, karakterimdir, hiçbir şeye aptalca muhalif olmam genelde muhalif olduğum konular evrenseldir.

 

Birbiri ardına saygı albümleri çıkıyor ve yeni şarkılar bulamayan veya elinde patlayan yapımcıların da can simidi oluyor bu projeler, sizin bu projelere bakışınız nedir? Olması gereken bir şey mi? Yoksa ticarete döküldükçe şirazeden çıktı mı?

-Saygı albümlerinin artması, müzik camiasındaki bir sıkıntıya delalettir. En son rahmetli Ahmet Kaya için söyledim, galiba son olacak. Best of da sevmiyorum ama büyük de konuşmak istemem, tercihen yeni şarkılar olmalı.

 

Siz yeni isimlere destek veriyor musunuz? Ya da bu tür isteklerle gelenler oluyor mu? Yanıtınız ne oluyor? Yenilerde en dikkatinizi çeken müzisyenler kimler?

-Hiçbir müzisyen adayının, benim geçtiğim çetin yolları tercih edeceğini sanmam. Yeterince yarışma var, zaten herkes şarkıcı. Benim enlerim yoktur.

 

En son Zülfü Livaneli’nin saygı albümünde gözlerimiz kulaklarımız sizi aradı. Zira ilk albümünüz Livaneli Şarkılarından bu yana Zülfü Livaneli ile özel bir bağınız var gibi düşünüyorum. Bu albümde Şevval Sam var ama siz yoksunuz. Bunun nedeni nedir?

-Livaneli konusunu şimdilik açmak istemiyorum zaten uzun ve can sıkıcı mesele. Belki bir gün…

 

Sosyal medyayı aktif kullanan bir sanatçısınız. Artık insanlar sevdikleri sanatçılara çok rahat ulaşıyor ve hatta albümlerine bile müdahale edebiliyor. Bu da bir nevi sanatçının büyüsünün bozulması anlamına gelirken sevdikleri sanatçılara ulaşan kimi dinleyicileri pervasızlaştırıyor da. Eskiden sanatçılara bu kadar ulaşma imkânı yokken, sanatçının bir büyüsü vardı ve ne yapacağı heyecanla beklenirdi. Şimdi ise neredeyse sanatçı albümünü hayranlarının isteği doğrultusunda çıkarıyor ve ipleri dinleyicinin eline veriyor. Sizce bu durum avantaj mı, dezavantaj mı sanatçı için, zira bir yanda dinleyicilere beklediklerini vermek sanatçı için zor olmuyor, ancak bu durum sanatçı için de kısıtlayıcı oluyor mu? Özgür sanattan ne kadar bahsedilebilir bu ortamda?

-Ben zaten siyah camlı ciplerle dolaşan görünmek istemeyen büyülü biri olmadım. Halkın içinde olmayı severim. Sosyal Medya beni çok güzel insanlara ulaştırdı. Bundan hiç şikâyetim yok. Sevenler beni aykırı düşüncelerimle sevdiler, ezbere sevenler bırakıp gittiler. Zaten beni herkesin sevmesi çok çarpık bir sevgi bağı olur.

 

Sizin ateşli bir hayvan hakları savunucusu olduğunuzu da biliyoruz, bu konudaki çalışmalarınız neler? Dinleyenlerinize bir çağrıda bulunmak isterseniz ne dersiniz?

-Hayvan diye ayırmıyorum. Bir insan vicdansız ise en yakınına bile şiddet uygular. Vicdan anahtar sözcüktür bu konuda. Son zamanlarda sanki biraz farkındalık arttı gibi ancak bizim gibi az gelişmiş toplumlarda hayvan ve bitki sevgisi lükstür, gereksizdir.  Eve katkısı olsun diye çok sayıda çocuk sahibi olunan bir ülkede yaşıyoruz. O kadar çocuk ve hayvan zulme uğruyor ki, dayanılır gibi değil. Hayvan sevmeyenler benim için gereksiz ve yok hükmündedirler.

 

Bir LGBT kampanyasında veya yürüyüşünde ya da yapılan bir etkinlikte görebilir miyiz sizi? Bir mesajınız var mı LGBT bireylere iletmek istediğiniz?

-LGBT bireyleri sever saygı duyarım. Onlar da  beni severler, bunu biliyorum. Artık eylemlere katılmama kararı aldım, hiçbir eyleme katılmıyorum.

 

Son olarak size kocaman teşekkürlerimizi sunarken, öyle bir cümle edin ki manşeti olsun bu söyleşinin…

“İnsanlık yoğun bakımda”

Teşekkürler Tunca

7. SAYI

HOMOJENOku

İndir






Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*